Güneş batmak üzere, havanın derecesi bize aynı şeyi çağrıştırıyor; rakı. Bazen diyorum ki alkolik miyiz biz sonra düşünüyorum atalarımızın, dedelerimizin ve başta Mustafa Kemal Paşamızın kültürü bu ve büyük bir istekle dört iyi arkadaş aynı yeri düşünüyoruz. Hemen ardında, Alaçatı’ya balıkçı teknelerinin yanındaki o sempatik restorana gidiyoruz. Garsonlar bize isimlerimizle hitap ediyor. O kadar çok gidiyoruz ki oraya artık orası bizim evimizin bahçesi gibi, biz hiç sipariş vermiyoruz. Deniz sanki bizim gelmemizi bekliyormuşcasına mutlu. Rüzgar gülleri bize el sallıyor hoş geldiniz dercesine. Tüm masanın oyuncuları teker teker geliyor bir tiyatro oyununun oyuncuları gibi ilk rakı, su ve buz geliyor onunla birlikte bazen aynı daldan koparıldığını düşündüğüm kavun ve peynir geliyor. Sanki tarlaya tek bir tohum dikmişsiniz de aynı topraktan kavun ve peynir çıkmış gibi… Rakı ve su kime yakınsa bu güzel günün sakisi o olur. Ve rakıları sakimiz dolduruyor , arkadan çok sesli de değil sanki o şarkı bizim hayatımız boyunca hep ufaktan çalıyormuş gibi bizimle bütünleşen Müzeyyen Senar "Şarkılar Seni Söyler"’ şarkısı...

Baş rolümüzün sevgilisi ızgaranın yanından ufak ufak masamıza gelirken, masadaki rakılar yenilenir. Başrolümüzün en büyük aşkı da Alaçatı Çipurasıdır. Çipura masaya geldiğinde onu mutlu etmek için onun tüm bedenini sevgilisine sarması için, bir lokmasını bile ziyan etmeyiz. Belki de bu güzel akşamın nedeni sadece sevgililerin buluşmasını sağlamaktı. Rakı Balığın bize verdiği bu büyük zevkin,bugüne kadar farketmesek de, en büyük nedeni o büyük aşkı vücudumuzda hissetmemiz olsa gerek.
Kemal VARHAN
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder